Expelliarmus

Sihirli Bir Dokunuş. Geriye Dönüş yok!
 
AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Lathenia** Bir karanlığın ardından...

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Lathenia Nyx Pesadilla

avatar

Mesaj Sayısı : 10
Kayıt tarihi : 04/02/10
Yaş : 21
Gerçek İsmi : steampunk benim adım :D

MesajKonu: Lathenia** Bir karanlığın ardından...   Perş. Şub. 04, 2010 8:43 pm

Hissizliğe terk edilmiş bir melek rolündeydi ruhum,
Zincirlere vurulup bir zindanda boğulan...
Suskun yıpranmış yaralar içinde kalmıştı bedenim,
Belkide son kez nefes alıp, sonsuz uykuda yok olan...





Lanet olsun!
Çok
titizdi. Fakat arada bazı kazalar olabilirdi elbette. Ama bu ortaya
çıkardığı eserin güzelliğine gölge düşüremezdi. Saatler süren
çalışmasından sonra eserini incelemeye başladı. Gülümsüyordu. Bu
gerçekten harika olmuştu. Aşkının yansımasıydı bu. Duygularını dışa
vurabildiği tek yol. Fakat işi hala bitmemişti. Ona bakan bir çift
yalvaran göze hayranlıkla baktı. Bal rengi. O gözlerin içinde
kayboluyordu adeta. Ona bu gözler birçok şeyi hatırlatıyordu.
Beni sevdiğini biliyorum sevgilim. Ben de seni seviyorum.
Tellerle
ellerinden tavana asılmış, zayıf ama güzel vücutlu bu erkeğe her bakışı
hayranlık doluydu. Ve üzerinde çizdiği her çizgiye.
Bunlar sana çok yakıştı…
Diyordu
fakat kurban cevap veremiyordu. Ağzı zımbalanmıştı. Dayanacak gücü
kalmamışçasına yalvaran gözlerle bakıyordu ona. Ağzı ve dudakları kan
içindeydi. Tekrar siyah gözlerini ona dikip dudaklarına baktı. Bir daha
asla öpemeyecekti o güzel dudakları. Gözleri doldu. Ama dudaklarındaki
tebessüm hala gitmemişti.
Özür dilerim aşkım. Seni seviyorum.
Kurbanının
gövdesinde, kollarında bacaklarında hemen her yerinde yarıklar vardı.
Henüz içindeki kanın boşalmadığı yarıklar. Ona yavaşça veda etmek
istemiyordu. Bu daha çok acı verecekti ona. Kısa ve acısız olmalıydı.
En azından kısa…
Vakit gelmişti. Üzerini kapattığı yaraları teker
teker açma sırası gelmişti artık. Cılız ışıklarla odaya loş ışık yayan
mumlara doğru yöneldi. İçlerinden bir tanesini aldı ve tekrar hedefine
yöneldi. İlk önce sırtından başladı elbette. Balın parıltısı altına
gizlenmiş kan birazdan dışarı hücum edecekti. Mumu yaklaştırdı ve
kutsal töreninin başlangıç darbesini indirmeye hazırlandı. Ölümcül
darbeyi… Kurban kapanmak üzere olan gözlerle onu süzdü. Söylenecek bir
şey kalmamıştı zaten. Artık ona ifadesizce bakıyordu. Boş bakışlar. O
ise ayinine devam ediyordu. İşi bittiğinde damarlardan dışarıya hücum
eden koyu renk kanı hayranlıkla izledi. Ama bu manzaranın hemen bitmesi
onu biraz da olsa üzüyordu. Saatler süren emeğin sonunda sadece sayılı
dakikalar… Artık ayini sona ermişti. Aşkına veda etmemişti aslında.
Onun aşkı kandı ve ona kavuşmuştu sonunda… Cansız olan beden onun için
bir anlam ifade etmeyecek kadar değersizdi. Oysa o damarların içindeki
kan için ne kadar çok beklemişti. Ölünün göğsünden artık damlalar
halinde sızan kanın tadına baktı.
Hım… Biraz şekerli… Ve yavan...
Diye
huzursuzca mırıldandı Lathenia Oysa bu kutsal kanın daha lezzetli
olmasını umuyordu. Soğuk gözleriyle etrafına baktı. Etraf kan gölü
olmuştu adeta… Yüzüne fışkıran kanı saymıyordu bile. Elinin tersiyle
yüzüne fışkıran kanı sildi. Aslında tamamen titiz davranırdı. Ama bu
sefer biraz heyecan olmuştu herhalde.Kendini fazla kaptırmıştı.Birden
nefes almakta güçlük çektiğini fark etti.Kulübenin çürümüş ahşap
kenarlı penceresini zorlanarak ta olsa açmayı başardı.Dışarıda her şey
bambaşkaydı. Yağmurdan sonraki o harika toprak kokusunu içeri çekti.
Tekrar gerçek hayata dönmeye başlamıştı bile. Demin olanları ise
zorlukla hatırlıyordu.Ve o kan da onu terk ediyordu artık…Artık
yalnızca o vardı.Tek başına olmaya mahkumdu… onun hayatı buydu. Kan ise
gelip geçici…Pencereyi açık bırakıp tekrar işine döndü. Yere büyük
plastik bir tabaka koydu. Kenarda duran ahşap alçak tabureyi cesedin
yakınına doğru çekti ve taburenin üstüne çıktı. Elindeki penseyle
cesedi tavana bağlayan tel demetini teker teker kesmeye başladı. Adeta
hipnotize olmuş gibiydi. Hareketleri yavaş, telaşsız ve düzenliydi.
Sanki bunların hepsini defalarca yapmış gibi… Sonunda et ve kemik
yığınından ibaret, artık yaşamayan organizma büyük bir gürültüyle
plakanın üstüne düştü. Yüzünde hiçbir ifadeden eser yoktu. Zaten
bembeyaz olan teni soğudukça daha da korkutucu bir hal alıyordu. Ama
onun pek de korktuğu söylemezdi.
Artık yaşamayan bir varlık onun
için bir anlam ifade etmiyordu. Ona bir eşyadan bile daha değersiz
tavırlarla yaklaşıyordu; öyle duygusuz bakıyordu ona. Çünkü artık
damarlarında dolaşan bir sıvı yoktu…Kulübenin eskimiş kapısını bir ayak
tekmesiyle açtı. Üzerinde cesedin bulunduğu plakayı zorlanarak da olsa
dışarı çekmeye başladı. Plakayı çektikçe arkasında kandan bir yol
oluşuyordu. Sonunda yumuşak toprağa adımını atabildi. Kazdığı küçük
çukurun üstünü açtı. Ve kulübenin yan kapısını açıp içeride bulunan
kuru odunlardan bir kucak dolusu getirip çukura koydu. Daha sonra
cesedi odunların üstüne ayaklarıyla ittirdi. Cesedin üzerine bir kucak
dolusu kurumuş yaprakları koydu. Sonra biraz daha çalı… Elindeki kibrit
kutusundaki kibritlerden çıkardı, hepsini teker teker yakıp birazdan
büyük bir ateşe dönüşecek olan odun yığınına attı.Dakikalarca ateşin
canlanmasını izledi. Turuncu alevler halinde yükselen ateş siyah
gözlerine yansıyordu. Ateşten çıkan koyu renkli duman etrafa kötü
kokular yayıyordu. Fakat burada ondan başka kimse yoktu.Tekrar içeri
gidip üzerinde eski oymaların bulunduğu koyu renkli dolabı açtı. Açılan
kapak sessizliğin içinde tiz bir çığlık atarcasına gıcırdadı. Sesi tüm
odayı doldurdu. Dolabın içinde deterjan reklamlarında görebileceğiniz
her türlü temizlik maddesi mevcuttu.Kenarda bulunan büyük kovanın içine
pas tutmuş musluktan su doldurdu. Suyun içine dolaptan beyaz bir sıvı
koyup dolabı tekrar kapattı. Köpüklü sıvıyı yere boşaltıp yeri büyük
fırçayla temizledi. Kalan suları kapının dışına etti. Kırmızımsı sıvı
toprakla karıştı. Bu işlemi birkaç kez tekrarladı daha sonra elinde
ıslak bir bez ile duvarda bulunan lekeleri ve dokunduğu her yeri sildi.
Bu temizlik 1 saat kadar devam etti.Biraz önce olan olayla ilgili
hiçbir eser yoktu. Bakışlarını kapının dışına çevirdi. Artık alev
cılızca yanıyordu. Ve geriye kalan ise küllerdi. İçeride daha küçük bir
odaya açılan girişten girdi. Burası karanlıktı. Büyük bir çantanın
içinde bulunan kıyafetlerini çıkardı.Botlarından üzerinde bulunan is
kokusu sinmiş kıyafetlerinden seri bir hareketle kurtuldu. Kusursuz
vücudunun yumuşak kıvrımları yere bir gölge olarak yansıyordu.Altına
siyah dar bir kot pantolon giydi. Ayağında da yanında getirdiği botlar
vardı. Üzerine dar siyah bir tişört giymişti. Üzerine de siyah kısa
montunu giydi. Özensizce topladığı saçlarını tokadan kurtardı ve füme
renkli beresini taktı. bu bere keskin ve güzel yüz hatlarını ortaya
çıkarmıştı. Naylon botlarını kenara koydu. Kıyafetlerini çantasına
tıktı ve çantasıyla odadan çıktı. Etrafı kontrol etti. Eski eşyaların
hepsi kusursuz bir düzen içindeydi. Kulübenin kapısını kapatıp devasa
büyüklükteki kilidi kapıya taktı. Artık sönmüş olan ateşin yanına
yaklaştı. Dakikalarca külleri seyretti daha sonra çantasından minik
metal bir kutu çıkardı. Eğilip sıcak küllerden bu kutuya
doldurdu.Kulübenin yan kapısını açıp içeride bulunan su dolu kovayı
aldı ve küllerin üzerine döktü. Buradaki kapıyı da kilitledikten sonra
küllerin üzerini yapraklarla örttü ve yavaş adımlarla arkasına bile
bakmadan dar patika boyunca yürümeye koyuldu.Kısa bir yürüyüşün
ardından gizli bir köşeye park edilmiş Porche Carrera’sine yaklaştı.
Gizli bir yere park edilmiş olsa bile araba fark edilmeyecek gibi
değildi. Ama endişe etmiyordu çünkü burada sadece o vardı. Kurşuni
renkteki arabasına seri bir hareketle atlayıp yola çıktı. Yol bomboştu.
Ama o yalnızlığı seviyordu. Gülümsedi ve gazı kökleyip saniyeler içinde
gözden kayboldu.




Öldür beni, öldür ve bitireyim.
Nefes almayı keseyim,
Ellerim titremesin artık,
Akmasın gözyaşı gözlerimden,
Sarmasın yalnızlık bedenimi…
Bitsin şu sahte aydınlık.
Ve karanlığa gömüleyim…



Sabahın
ışıkları tamamen beyaz döşenmiş odaya yansıyordu. İçeriye inanılmaz bir
aydınlık katıyordu. Bu oda o eski kulübeyle büyük bir tezatlık
içindeydi. Odadaki düşünülebilecek her şey beyazdı. Bembeyaz…Odanın her
tarafına masumiyetin dayanılmaz ağırlığı çökmüştü. Sanki bir şeyler
saklanmak istenilmiş gibi her şey bembeyaz bir örtüyle örtülmüştü. Ve
yatağın içinde; odadaki havaya tamamen uyum sağlamış bir prenses
yatıyordu. Bir melek… Kara melek…

Güzel gözlerini örten ince göz kapakları hafifçe aralandı. Asaletle…
Gözleri
baktığı her insanın kalbini eline alacak gibiydi. Öyle güzel bakıyordu
işte…Güzel ve bir o kadar da hüzünlü…Delici masum bakışlar yavaş yavaş
etrafı incelemeye koyuldu. Yatağından doğrulup hafifçe esnedi.
Üzerindeki askılı bluz narin kollarını ortaya çıkarmıştı. Dans eder bir
edayla beyaz örtülü yatağından kalktı. Banyoya gidip soğuk suyu yüzüne
çarptı. Dişlerini fırçalayıp odasına geçti. Büyük dolabı açtı. Dolabın
içerisi en iyi markalardan yüzlerce kıyafet ile doluydu. Eline geçen
pantolonu ve bluzu aldı.Siyah uzun saçlarını tepeden topladı.
Kıyafetiyle uyumlu kan kırmızısı rujunu sürdü. Gucci marka siyah
topuklu ayakkabılarını giydi.Aynada kendine baktı. Harika bir vücudun
üstüne oturmuş beyaz dar pantolon; Füme rengi askılı bir bluz; Siyah
kısa bir hırka. Harika topuklu ayakkabılar. Yoğun siyah ile
belirginleşmiş gözler, çıkık elmacık kemikleri, kırmızı ruj ile tüm
dişiliği çıplakça ortaya koyulmuş dolgun dudaklar.. Kendini çarpıcı bir
gülümseme eşliğinde dakikalarca seyretti
Bu haliyle hangi erkek
baştan çıkmazdı ki…Kırmızı deri çantasını ve anahtarını alıp evden
çıktı. Kapının önünde duran arabasına bakmadan caddeye çıkan yola saptı.

Otobüs durağına geldiğinde bir an için geç kalmış olacağını düşünerek
yüzünü buruşturdu. Daha sonra saatinin yelkovanına baktı. Hayır tam
zamanında gelmişti. Baktığı her genç erkek sanki içine düşecekmiş gibi
gülümsüyordu. Bakışlardan pek rahatsız olmuşa benzemiyordu. Sanki
alışkınmış gibi o da her gülümsemeye karşılık veriyordu. Siyah dik
saçlı yakışıklı çocuk ondan gözlerini alamıyor; farkında olmadan
dudağındaki piercing’i yalıyordu. Birkaç dakikalık flörtten sonra kötü
bir inlemeyle otobüs tam önünde durdu. Durakta bekleyen bir avuç insan
birbirleriyle yarış edercesine dar kapıdan geçmeye çalışıyorlardı.
Herkes bindikten sonra siyah saçlı çocuk centilmen bir hareketle yüksek
basamağa çıkmasına yardım etti. Kapıdan girdiğinde burnuna vuran ter
kokusu nefes alış verişini durdurmaya yetmişti. İçerisi tıkış
tıkıştı.Kalabalık koridor boyunca yürümeye başladı. Otobüsün ani
freniyle tökezledi. Refleks olarak elini yanındaki kişinin omzuna attı.
Bu kişi yine o çocuktu. Ona tekrar gülümsedi.
-Özür dilerim.
-Önemli değil. Ben Stein.
-Ben Lathenia memnun oldum.
-İsmin çok güzelmiş.
-Teşekkürler. Burası çok kötü kokuyor.
-Normaldir.
Yine tatlı bir gülümseme attı. Kirpiklerinin altından muzipçe bakıyordu.
-Öğrenci misin?
-Evet. Sanat akademisi. Çello.
-Çok güzel.
Otobüs yine büyük bir sarsıntıyla frenledi ve tiz bir inlemeyle durdu.
- Benim burada inmem gerek. Hoşça kal Stein.
- Umarım görüşürüz. Hoşça kal.
Dudağından eksilmeyen gülümsemesiyle cadde boyunca yürümeye başladı.
Ona doğru hayranlık dolu her bakışı görmezden gelerek yoluna devam
etti. Kısa bir yürüyüşün ardından devasa bir binanın önünde durdu.

Bahçe sabah olmasına rağmen karışıktı. Bunlara alışık olduğunu belli
eder gibi olayla ilgilenmeden güvenlik kapısına yöneldi. Çantasından
bir kimlik kartı çıkartıp güvenlik kapısından geçerek personel
girişinden devasa binaya ilk adımını attı. Burası diğer bölüme göre
oldukça sakindi. Sadece personel ve labratuvar çalışanları için
ayrılmıştı. Mimarisi insanda genişlik ve huzur duyguları uyandırıyordu.
Ve o koku… İşte bunu seviyordu. “Labrotuvar” yazan büyük girişe doğru
yöneldi. İlaç kokuları genizini yakmaya başlamıştı yine. Önlüklü ve
maskeli insanların bulunduğu camekan odaya girmeden çantasını küçük
odadaki dolaba koydu. Önlüğünü giyip ellerini sterilize sıvı sabunla
yaklaşık bir dakika kadar yıkadı ve maskesini taktı. Geniş önlük
kusursuz hatlarını saklıyordu. Maskesinin üzerinden sadece gözleri
gözüküyordu.Ellerini kurulayıp eldivenlerini taktı ve dirseğiyle kapıyı
itip içeriye girdi.
- Günaydın.
Diğerleri de hep bir ağızdan onu selamladı. Kendi çalıştığı bölüme
doğru yöneldi. Şırıngaların bulunduğu dolaptan bir kutu şırıngayı aldı.
Daha sonra büyük masaya doğru yönelip “1277648” numaralı ilaç tabletini
aldı. Kendi masasına doğru yönelip yüksek sandalyeye oturdu. İlaçları
önünde bulunan tüplerdeki kan örneklerine enjekte ediyordu. Bu işi
öylesine dikkatli yapıyordu ki… Diğer bir şırıngayla tüpteki 546 no’lu
kan örneğini lamel camın üstüne damlatıp mikroskop altında incelemeye
koyuldu.

ÖNEMLİ: Hikayemi
bir çok sitede yayınlamıştım.Aslında ilk bölümü bir çok sitede
yayınlamıştım.İkinci bölümünü de eski yazdıklarımdan buldum.Yani hikaye
tamamen benimdir.Banlanmak istemem Smile
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Lathenia Nyx Pesadilla

avatar

Mesaj Sayısı : 10
Kayıt tarihi : 04/02/10
Yaş : 21
Gerçek İsmi : steampunk benim adım :D

MesajKonu: Geri: Lathenia** Bir karanlığın ardından...   Salı Şub. 16, 2010 4:03 pm

Flood için özür dilerim aama ne kadardır bekliyorum.Lütfen birisi artık puanlayabilir mi?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Edward Kevin Black
Admin . ~ Gizem Dairesi Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 47
Kayıt tarihi : 20/01/10

Bilgilerim
Rp Puanı:
100/100  (100/100)
Tarafı: Ölüm Yiyen
MesajKonu: Geri: Lathenia** Bir karanlığın ardından...   Perş. Şub. 18, 2010 6:04 pm

Sadece lütfen, rpg'leriniz ortalamayın. Rpg güzel puanınız; 95.

_________________

~ E d w a r d !



Rey Mysterio !

Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Lathenia** Bir karanlığın ardından...
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Expelliarmus :: Anons :: Sistemler :: Rp Puanlama Odası-
Buraya geçin: